|
Bir Uyarı : Bu yazı tebessüm vaadetmiyor, hatta tam tersi. Okuyup okumamak size kalmış...
İki sene önce bugün dedem öldü.. O dönem farklı bir şehirde yaşadığım ve çok yoğun, stresli bir iş döneminde olduğum için öldüğü gece bana haber vermemiş, ancak ertesi sabah ben işe gitmek üzereyken aramıştı babam beni. O dakikada ne hissettiğimi tarif bile edemiyorum şu anda. En net hatırladığım şey dört duvar arasında kalamadığım ve kendimi sokaklara attığımdı...
Diğer dedemi kaybettiğimizde 3,5 yaşındaydım. Bulanık da olsa az çok hatırlıyorum ama his olarak nötr o zaman için. Babaannem vefat ettiğinde ise 14 yaşındaydım. Elbette o zaman da üzülmüştüm ama yine serde çocukluk vardı tabi. Çok sevdiğim babaannem için gözyaşı döktüm elbette ama tahmin edersiniz ki tam anlayamıyorsun o yaşlarda.
Bundan 5 sene önce Ankara'ya ilk yerleştiğim günlerde, İzmir'den, henüz çok yeni ayrılmış olduğumuz eski erkek arkadaşımdan babasının öldüğü haberini aldım. Onun içinde bulunduğu durumu, hissettiklerini, bu kayıp nedeniyle yaşayacağı sıkıntıları düşünerek sabaha kadar ağladığımı biliyorum. Kuş olup uçmak, yanına gidip elini tutmak istemiştim o zor günlerde. Ama işe başlayalı henüz 3 gün olması sebebiyle böyle bir şansım yoktu. Şimdi düşününce belki de (bitmiş ilişkimiz açısından) daha bile iyi oldu aslında yanına gitmemiş olmam. Bir kaç gün sonra farkettim ki aklım başımdayken, genç bir kadın olmuşken, çok yakınım olmasa da karşılaştığım ilk kayıptı bu ve biraz da o yüzden öyle çok üzülmüştüm.
Ve işte 2 sene önce de dedem. Sabah 9'da öğrenince öğlen cenazeye yetişmek imkansız oluyor. Dilerim kimse böyle imkansız durumlarla karşılaşmasın. Ne yapacağını bilemiyor insan. Uzun bir süre donup kaldığımı hatırlıyorum. Beynimi zorluyordum bazı şeyler için ama çalıştıramıyordum sanki. Ankara'dan İzmir'e gidebilmek için 3 saatin yetip yetmeyeceğini hesaplamaya çalıştım önce ama çabuk vazgeçtim. Çalışmayan kafam imkansızı hesaplamaya çalışırken iyice durdu zaten. Sonra uzun bir süre dedemle en son konuşmamızı, birbirimize en son söylediğimiz cümleleri, birlikte en son geçirdiğimiz vakitleri hatırlamaya çalıştım. Ama tek aklıma gelen şey koca bir boşluktu. Yoksa hatırlayamayacak kadar uzun zaman mı geçmişti aradan. Bir yandan bunları hatırlamaya çalışırken diğer yandan da en azından babamın yakın bir zamanda dedemle görüşmüş olmasını umuyordum. Zira iş güç aile koşturmacası derken bazen en sevdiklerine bile vakit ayıramıyor insan.
Sonra birden en son konuşmamızı değil ama en son birlikte geçirdiğimiz zamanı hatırladım dedemle. Tam tarih olarak bilemiyorum ama sonbaharın son, kışın ilk günleri olmalı. Yazlığına gitmek istiyordu o günlerde. Oysa birlikte yaşadığı amcam ve yengem haftasonları bile çalışıyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse laf arasında "ben sizi götürürüm bir ara" demiştim. Ama arayıp da "hadi bugün götür kızım" dediği gün için planlarım vardı. Biraz içim burulsa da dedemi kıramadım o gün. İyi ki de kırmamışım. Birlikte araba yolculuğu yapmak, yazlıkta vakit geçirmek, onun isteklerini yerine getirmiş olmak şimdi bana huzur veriyor. Aradan iki sene geçmiş olmasına rağmen, kendi içimde dedemle barışık olmama rağmen, bana kırılmadığını, hak vereceğini bilmeme rağmen, her şeye rağmen........ yine de içim eziliyor. Cenazesine gelememiş olmaktan kendimi aklayamıyorum, suçsuz olsam da.
Biliyorum kolay değil ama yine de aklınızda olsun. Yarın kime ne olacağı belli değil. Özellikle sevdiklerinizle küs kalmamaya, görüşmelerin arasını açmamaya, sevdiğinizi söylemekten çekinmemeye özen gösterin. Son pişmanlık fayda etmiyor iş işten geçtikten sonra.
Not: Bana tek kalan anneannem ve hepimizin aile büyüklerine, sevdiklerine sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Kaybettiklerimiz de nur içinde yatsın.
Benzer haberler:
Dier yeni haberler:
Bu Kategorideki daha onceki haberler:
|