Ülke gazetecileri "Bayan mı Kadın mı" köşeleri yaza dursun, en çok izlenen sabah programlarından birinde pek saygıdeğer Avukat bey ve yine pek saygıdeğer Psikiyatr bey arasında "Bekaret" anlaşmazlığı çıktı ve geçtiğimiz günlerde bu konular epeyce konuşuldu. İki konuya beraber değinmek istedim ben de. Önce bir Türk Dil Kurumu'nun Büyük Türkçe Sözlüğü'nden bu kelimelere bir bakalım.
bayan: ad. 1. Kadınların ad veya soyadlarının önüne getirilen saygı sözü: Bayan İnci. 2. Kadın: Bir bayan geldi. 3. Eş, karı: Süleyman Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti. - H.E.Adıvar. 4. ünl. Kadınlara bir seslenme sözü: Bayan! Kimi aradınız? Güncel Türkçe Sözlük
bay: (I) sıfat. eski. Parası, malı çok olan, zengin (kimse) Güncel Türkçe Sözlük
bay: (II) ad. 1. Erkeklerin ad veya soyadlarının önüne getirilen saygı sözü: Bay Doğan. 2. Erkek: Bir bay sizi arıyor Güncel Türkçe Sözlük
bay: Zengin, ağa. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Ara Not: Kutadgu Bilig'de (11.yy.) "bay" kelimesi sıfat olarak kullanılarak "bay han" yani zengin han olarak geçmiş ve bir rivayete göre de "an" eki azaltan, eksilten anlamında "bay"a eklenerek zenginliği eksilten, azaltan anlamında "bayan" kelimesi üretilmiş ve kadınlar için kullanılmaya başlanmış. Rivayet olduğunu hatırlatırım. Bir başka rivayetse "hanım" sözcüğü ile ilgili. Moğol İmparatoru Cengiz Han diğer hanlarla yaptığı bir toplantı da kendi eşini sağına oturtarak; "Ben hepinizin hanıyım, hanlar hanı Cengiz Han'ım, ancak yanımdaki de benim han'ım" diyerek eşini yüceltirken "Hanım" kelimesini de eski Türkçe'ye kazandırdığının farkında değilmiş muhtemelen.
kadın: ad. 1. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen, erkek veya adam karşıtı: Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler. -A. Ş. Hisar. 2. sıfat. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan. 3. mecazi. Hizmetçi bayan. 4. eski. Bayan. Güncel Türkçe Sözlük
erkek, -ği: ad. 1. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. 2. biyoloji. Sperma oluşturan organizma. 3. Yetişkin adam, bay, er kişi, kadın karşıtı. 4. Koca: Kadın erkeğini uğurladı. 5. sıfat. mecazi. Sözüne güvenilir, mert. 6. sıfat. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. 7. sıfat. Sert, kolay bükülmez: Erkek demir, erkek bakır.
Aslında Bay-Bayan kelimeleri Türk Dil Kurumu'nun ilk dönemlerinde ingilizcedeki Mr. ve Mrs. ön tanımlarının yerine kullanılmasına karar verilmiş kelimelerdir ve zamanla pek bir değeri kalmamıştır. Ancak ilk zamanlar çok kullanıldığı için eski türkülere bile girmiş, hatırlarsınız Ormancı Türküsünü ; Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya Bay Mustafa çağırdı, dam(a) oynamaya, Aman Ormancı, canım Ormancı ....diye devam eder.
Bayan-Kadın konusunu uzatmayacağım ancak daha fazlası için http://www.bayandegilkadin.com/ sitesi ilginizi çekebilir.
Aslında herkes biliyor ki kadına "Kadın" diyememenin altında bir minik et parçası yatıyor. Hani bakireyse "kız", bakire değilse "kadın" olunuyor ya. Bu durumda da karşımızdakine "Kadın" diye hitap edersek güyaaaa "sen bakire değilsin biliyorum" demiş sanılmaktansa "bayan" diyip kıvırmayı seçiyoruz, "Kadın" demekten hicap duyuyoruz. İnsanı dişi-erkek-kadın-adam bir şekilde nitelerken niye araya cinsellik sıkıştırılıyor anlamış değilim. Ben tüm dişilerin belli bir yaşa kadar "kız", belli bir yaştan sonra da "kadın" olduklarını sanırdım bu kız-kadın ayrımını ilk duyduğumda. O belli yaş ergenlikti herhalde benim için çocuk aklımla. Çünkü ben çocukken annemin arkadaşları "kadın", benim arkadaşlarım "kız"dı. 16-17 yaşlarında ergenliği atlatmış olmanın heyecanıyla kendimden "kadın" diye bahsettiğimde de kimse beni garipsemedi ya da farketmedim veya hatırlamıyorum.
Hadi bu kız-kadın nitelemeleri bir et parçasına bağlanıyor da o et parçasının sebep olduğu sözde "bakirelik" ne olacak.
-- Aman o et parçası yerinde dursun kızım sıkı sıkı kapat bacaklarını kızlığını koru. Ama şu evlenmek istediğin zengin adama memelerini gösterebilirsin, göster ama elletme, amaaan ellet ya da hatta .. .. .. ve .. .. .. da yapabilirsiniz ama sakın kızlığına bişi olmasın bak sonra kimseler almaz seni. -- Ona ellet buna göster, o adama şunu yap, bununla bilmem ne yap derken vajinası bakire, kalan her yeri 2.el kızlar türüyor farkında mısınız bilmem..
Bakireliği savunduğum zannedilmesin sakın bu satırlarımdan. Ben Doğan görünümlü Şahinler misali "Bakire görünümlü"lerden rahatsızım, kandırmacanın her türlüsünden rahatsız olduğum gibi. Kandırmaca dedim de, bir de kızlık zarı dikme operasyonları var ki o konuya hiç girmeyeyim artık.
Benim önemsediğim şey; sadece o et parçasının değil, her bir bireyin, kadın-erkek, çok özel olduğu, önce kendisine değer vermesi, kendisine saygı duyması gerektiği. Kendi vücudunu tanıyan ve seven bireyler olarak, yine kendi seçtiği biriyle severek ve isteyerek, hiç bir baskı altında kalmadan ve rahatsızlık duymadan ilk birlikteliğini (ve tabiki diğerlerini de) mutlulukla yaşayabilmesidir.
Yoksa 25 yaşına kadar bakire yaşa, sonra evlen, 3 sene sonra boşan, sonra da her önüne çıkanla yat. Ne anladım ben senin kutsal bakireliğinden.. Bacakaranız değil, beyniniz, ruhunuz bakire olsun. Ve dilerim ki kadın-erkek herkes de bakirelik-bakirlik sıkıntısına kapılacağına başka insani değerlere, sevgiye, saygıya, sadakate, dürüstlüğe, açık sözlülüğe, iyilik severliğe alçak gönüllülüğe, cana yakın, vicdan sahibi, yardımsever, şefkatli ve iyi niyetli olmaya, özür dilemeye, affedebilmeye, anlayışlı olmaya, empati kurmaya..................bu böyle uzar gider. Ama bu yazı burda biter.!
Son Söz : Aşırı önemsediğimiz her konuda aldatılmaya mahkumuzdur..
|
İzmirli olmanın haklı gururuyla bu seferlik hiç ama hiç internetle ilgisi olmayan bir hadiseden, henüz geride bıraktığımız Dünya Kadınlar Günü'nü nasıl geçirdiğimden bahsedeyim sizlere..
Bilmiyorum haberiniz var mı ama İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 2006 yılından bu yana süren '' Birleşmiş Milletler Kadın ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı '' çerçevesinde yaptığı çalışmalar sayesinde İzmir 2010 yılı başında “Kadın Dostu Kent '' seçildi. Ayrıca İzmir BB, Birleşmiş Milletler, İçişleri Bakanlığı ve Sabancı Vakfı tarafından yürütülen projede yer alan TEK “Büyükşehir Belediyesi ''.
Bu sene 100.yılı kutlanan Dünya Kadınlar Günü'nü tam 5 gün süren bir festivalle kutladı İzmirliler. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin EKAM (Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Uygulama Merkezi) ve İzmir Kadın Kuruluşları desteğiyle hazırladığı etkinliklere İzmir'in hemen her beldesinden ve çevre illerden gelen Kadın kuruluşları, dernekleri, vakıfları ve çeşitli kurslar el emeklerini sergilediler. Onlarca standın kurulduğu fuar 4 no.lu holdeki çeşitliliğe ben bile inanamadım. Meğer kadınlar arasında ahşap boyama ya da dantelin modası geçeli çok olmuş da benim haberim yokmuş. Muhteşem bir teknikle 3 boyutlu hale getirilmiş resimlerden tutun, cam boncuk yapanlar, keçe ile uğraşanlar, çöp olarak nitelendirdiğimiz pek çok malzemeyle işe yarayacak objeler tasarlayanlar ve tabiki örgüler, dikişler, nakışlar, sarmalar, böreklerle doluydu standlar.
Bu standlar haricinde de hemen her gün bir etkinlik vardı İzmir'de. Açılış gününde "Atatürk'ün İzinde Cumhuriyeti Dokuyan Kadınlar" isminde bir defile sundu 100.Yıl Olgunlaşma Enstitüsü. İkinci gün "Ekonomik ve Toplumsal Açıdan Kadın Emeği" konulu panel ve ardından da "Çağdaş Kadınlar Orkestrası"nın konseri vardı. 8.Mart Kadınlar Günü ise Cumhuriyet Meydanındaki tören ve yüzlerce kadının katıldığı yürüyüşle başladı. Vasıf Çınar'daki "Dünya-Türkiye ve İzmir'deki Emekçi Kadın Resimleri" fotoğraf sergisi açılışından sonra Fuar İsmet İnönü Sanat Merkezi'de yazar Meltem Arıkan'ın kitaplarından derlenmiş metinlerin Memet Ali Alabora ve eşi Pınar Öğün Alabora tarafından okunup izleyicilerle tartışıldığı "Kadın ve Adam Farklıdır, Farklılığının Farkında mıdır ?" başlığında bir söyleşi-tartışma gerçekleşti. Aynı akşam yine İsmet İnönü Sanat Merkezi'nde Devlet sanatçısı Dilek Türker'in tek başına oynadığı tiyatro oyunu "Mustafa Kemal ile 1000 gün Latife" adlı oyun sergilendi. Salı ve çarşamba yine panel ve Yavuz Bingöl konseriyle devam eden festival kadın-erkek pek çok İzmirli tarafından coşkuyla takip edildi.
İzmir'in merkeze en uzak mahallelerine bile otobüsler göndererek etkinliğe katılımları sağlandı bu arada İzmir BB Gönüllü Kadınlar ekibi tarafından. Böylesine dolu bir içerik hazırlayan başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere EKAM ve İzmir Kadın Kuruluşlarına bu vesileyle teşekkür ederim. Seneler geçtikçe büyüyecek ve renklenecek olan bu festivalin "Kadınlar Günü sadece bir gün değildir" demekle yetinen diğer yerel yönetimlere de örnek teşkil etmesini dilerim. Eee ne de olsa İzmir "Kadın Dostu Kent" seçilmiş.
Uzunca Bir Not: Belki bilmeyenler vardır diye Dünya Kadınlar Günü ile ilgisi kısa bir bilgi. Kaynak: Wikipedia
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.
|
|
Twitter'da gittikçe çoğalan saklı kimliklere taktım ben bu aralar. Kastettiğim şey soyismini kullanmadan sadece ismini kullananlar ya da bir nickname kullansa da kendini gizlemek çabasında olmayanlar değil. Tamamen uydurma isim ya da nicknamelerle, çiçek-böcek ya da sahte resimlerle Twitter hesabı kullananlara şüpheyle bakmaya başladım.
Bu o kadar ince bir çizgi ki aslında. Elbette kimse kimliğini afişe etmek zorunda değil, amacı kafa dağıtmak ya da içini dökmekse sadece. Ama iş sosyalleşmeye, sanal da olsa bir arkadaşlığa dönüştükçe insan karşısındakinin kim olduğu hakkında az da olsa ipucu istiyor. Sonuçta sokakta yürüyen herhangi birine bir konu hakkında ne düşündüğünü sormuyoruz. Ama twitterda takip ettiginiz kişilerin otomatik olarak düşünce ve fikirlerini de öğrenmeye başlıyorsunuz. Ve bu kişi tamamen bir maske ardına gizlenmiş biriyse, fikirlerine değer veriyor bile olsanız, aslında kim olduğunu merak etmeye başlıyorsunuz. En azından ben merak ediyorum. Başlarda sohbet hoşa gitse de, ne idiği (idüğü) belirsiz insanlarla fikir teatisinde bulunmak bir süre sonra rahatsız edici gelmeye başladı bana.. Belki de gamsız olmak lazım bu konularda bilemiyorum. Hoş zaten Twitter'i gittikçe amacından uzaklaşarak kullanıyoruz sanırım. Microblogtan çıkıp dev bir chat odasına dönüşüyor Twitter. Hepimiz farkında olmadan yapıyoruz hem de bunu. Elbette güzel arkadaşlıklar kuruluyor, sosyal ağların bir amacı da bu, normalde rast gelemeyeceğimiz kişilerle Twitter'da tanışıp kontakt kuruyoruz öyle ya da böyle. Yine de bu saklı kimlikler ve chat sohbetleri konusunu abarttığımıza inanıyorum.
Aslında internette yazışırken nick kullanmak, internet icat oldugundan beri var. Şöyle bir düşünüyorum da geçmişten bugüne iletişim mecralarını. ICQ, netmeeting, mirc sayesinde chat odaları, Superonline-Mynet-Yahoo oyun sayfaları, Siberalem, Yonja gibi arkadaş bulma siteleri, chat sınıfına girmese de nickname kullanmayı tercih edenlerin olduğu Skype, Msn messenger, Yahoo messenger gibi araçlar... İnsanın içinde kötülük olmasa da nick kullanarak yer aldığı, art niyetli olmasa da gerçek kimliğini saklama gereği duyduğu mecralar oldu her zaman ve olacaktır da. Bunu biraz kırmayı başaran Facebook oldu. İnsanlar eski arkadaşlarını bulma sevdasına kapılmasa orda da nick kullanacaktı herkes bana kalırsa. Peşinden FriendFeed geldi yine çoğunlukla gerçek kimlik kullanılan mecra olarak.
Şimdiyse Twitter, microblog yani kısa cümlelerle günlük tutmak gibi düşünülerek hazırlanmış bir site olmasına rağmen elbette en başında kocaman bir sosyal ağa dönüşmesi öngörülmüştü. Bu yüzden de follow, follower olgularını da beraberinde getirmişti. Ancak Twitter'da gerçek kimlikleriyle yer alanlar kadar, bir o kadar da nickname kullananlar var.
Nasıl normal hayatımızda toplum içindeyken yaka kartı ya da isimlikle dolaşmıyorsak internette kalabalıklara karışırken de nickname kullanmak elbette ki doğal. Ama şimdi şimdi beni rahatsız eden gerçek kimliğini özellikle saklayan insanların Twitter'da gittikçe çoğalması oldu. Bir ismin bir cismin arkasına saklanıp ona buna ahkam kesenler, sataşanlar, ünlülere yalakalık yaparak kendilerini tatmin etmeye çabalayanlar, kendilerine bambaşka karakterler çizip hayal dünyasında yaşayarak hem kendini hem etrafını kandıranlar.
Maddi/manevi olarak bir zarara uğramadığımızı düşünsek de aslında sahte kimlikleri takip ederek ya da dialoğa girerek acaba en önemli şey olan zamanımızdan mı çalıyoruz ne dersiniz..? Kime ne kadar inanacağınıza, güveneceğinize, değer vereceğinize dikkat edin derim ben naçizane.
Not 1: Bu yazıyı okurken alınganlık gösteriyorsanız, bir durun düşünün derim. Not 2: Tanrı bizi gözümüzün içine baka baka cismiyle, kimliğiyle kötülük yapanlardan korusun bu arada...
|
Bir Uyarı : Bu yazı tebessüm vaadetmiyor, hatta tam tersi. Okuyup okumamak size kalmış...
İki sene önce bugün dedem öldü.. O dönem farklı bir şehirde yaşadığım ve çok yoğun, stresli bir iş döneminde olduğum için öldüğü gece bana haber vermemiş, ancak ertesi sabah ben işe gitmek üzereyken aramıştı babam beni. O dakikada ne hissettiğimi tarif bile edemiyorum şu anda. En net hatırladığım şey dört duvar arasında kalamadığım ve kendimi sokaklara attığımdı...
Diğer dedemi kaybettiğimizde 3,5 yaşındaydım. Bulanık da olsa az çok hatırlıyorum ama his olarak nötr o zaman için. Babaannem vefat ettiğinde ise 14 yaşındaydım. Elbette o zaman da üzülmüştüm ama yine serde çocukluk vardı tabi. Çok sevdiğim babaannem için gözyaşı döktüm elbette ama tahmin edersiniz ki tam anlayamıyorsun o yaşlarda.
Bundan 5 sene önce Ankara'ya ilk yerleştiğim günlerde, İzmir'den, henüz çok yeni ayrılmış olduğumuz eski erkek arkadaşımdan babasının öldüğü haberini aldım. Onun içinde bulunduğu durumu, hissettiklerini, bu kayıp nedeniyle yaşayacağı sıkıntıları düşünerek sabaha kadar ağladığımı biliyorum. Kuş olup uçmak, yanına gidip elini tutmak istemiştim o zor günlerde. Ama işe başlayalı henüz 3 gün olması sebebiyle böyle bir şansım yoktu. Şimdi düşününce belki de (bitmiş ilişkimiz açısından) daha bile iyi oldu aslında yanına gitmemiş olmam. Bir kaç gün sonra farkettim ki aklım başımdayken, genç bir kadın olmuşken, çok yakınım olmasa da karşılaştığım ilk kayıptı bu ve biraz da o yüzden öyle çok üzülmüştüm.
Ve işte 2 sene önce de dedem. Sabah 9'da öğrenince öğlen cenazeye yetişmek imkansız oluyor. Dilerim kimse böyle imkansız durumlarla karşılaşmasın. Ne yapacağını bilemiyor insan. Uzun bir süre donup kaldığımı hatırlıyorum. Beynimi zorluyordum bazı şeyler için ama çalıştıramıyordum sanki. Ankara'dan İzmir'e gidebilmek için 3 saatin yetip yetmeyeceğini hesaplamaya çalıştım önce ama çabuk vazgeçtim. Çalışmayan kafam imkansızı hesaplamaya çalışırken iyice durdu zaten. Sonra uzun bir süre dedemle en son konuşmamızı, birbirimize en son söylediğimiz cümleleri, birlikte en son geçirdiğimiz vakitleri hatırlamaya çalıştım. Ama tek aklıma gelen şey koca bir boşluktu. Yoksa hatırlayamayacak kadar uzun zaman mı geçmişti aradan. Bir yandan bunları hatırlamaya çalışırken diğer yandan da en azından babamın yakın bir zamanda dedemle görüşmüş olmasını umuyordum. Zira iş güç aile koşturmacası derken bazen en sevdiklerine bile vakit ayıramıyor insan.
Sonra birden en son konuşmamızı değil ama en son birlikte geçirdiğimiz zamanı hatırladım dedemle. Tam tarih olarak bilemiyorum ama sonbaharın son, kışın ilk günleri olmalı. Yazlığına gitmek istiyordu o günlerde. Oysa birlikte yaşadığı amcam ve yengem haftasonları bile çalışıyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse laf arasında "ben sizi götürürüm bir ara" demiştim. Ama arayıp da "hadi bugün götür kızım" dediği gün için planlarım vardı. Biraz içim burulsa da dedemi kıramadım o gün. İyi ki de kırmamışım. Birlikte araba yolculuğu yapmak, yazlıkta vakit geçirmek, onun isteklerini yerine getirmiş olmak şimdi bana huzur veriyor. Aradan iki sene geçmiş olmasına rağmen, kendi içimde dedemle barışık olmama rağmen, bana kırılmadığını, hak vereceğini bilmeme rağmen, her şeye rağmen........ yine de içim eziliyor. Cenazesine gelememiş olmaktan kendimi aklayamıyorum, suçsuz olsam da.
Biliyorum kolay değil ama yine de aklınızda olsun. Yarın kime ne olacağı belli değil. Özellikle sevdiklerinizle küs kalmamaya, görüşmelerin arasını açmamaya, sevdiğinizi söylemekten çekinmemeye özen gösterin. Son pişmanlık fayda etmiyor iş işten geçtikten sonra.
Not: Bana tek kalan anneannem ve hepimizin aile büyüklerine, sevdiklerine sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Kaybettiklerimiz de nur içinde yatsın.
|
|